Aç Kalın Budala Kalın

yazı görseli 2

Bu yazının başlığı “Mutluluk ve Çalışan Mutluluğu Üzerine Bir Güzelleme” de olabilirdi fakat ısırılmış elma temasıyla dünyada teknoloji konusunda yeni bir dönemi başlatan Steve Jobs’un konuşmasının sonunda bizler için dilediği “Aç Kalın Budala Kalın” (Stay Hungry Stay Foolish) daha uygun geldi.

Stanford Üniversitesi 2005 yılı mezuniyet törenine onur konuğu olarak davet edilmiş Steve Jobs’un; kendi hayatı, başarı, sevgi, kaybetmek, yaşam ve ölümü anlattığı konuşmasından bazı alıntılar yapacağım.

NEYİ SEVDİĞİNİZİ BULMANIZ GEREK!

Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin. Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu da bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın.”

KALBİNİZİN SESİNİ DİNLEYİN!

“Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki her şey ikinci planda.”

BİR ŞEYE MUTLAKA GÜVENMELİSİNİZ!

“Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Bir şeye güvenmelisiniz; cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi bir şeye.”

VİZYON SAHİBİ OLMAK

Şimdi de başarı denilince akla gelebilecek ilk isimlerden bir diğeri Bill Gates’in liderlik ve başarıya dair verdiği sırlara bakalım biraz. Başarının, başarılı bir liderliğin ilk şartı olarak ‘Vizyon sahibi olmak’ diyor Gates. Diğer sırlardan bazılarıysa şöyle; Çok çalışmak, Akıllı kişilerle çalışmak, çalışanlarına hisse ve değer vermek, Odaklanmak ve alçakgönüllü bir yaşam sürmek

AKILLI ELEMAN YENİ ŞEYLER DÜŞÜNÜR!

Akıllı eleman kimdir, akıllı olduğu nasıl anlaşılır gibi sorulara Gates’in yanıtı: “Akıllı insan, her şeyin tek tek söylenmesinin gerekmediği bir kişidir. Akıllı eleman, arar bulur, geliştirir, yeni şeyler düşünür, düşündüklerini uygulamaya geçirebilir.” oluyor.

Elemanlara değer vermek konusunda ise hala bir dünya devi şirket olan Microsoft personel yönetimi konusunda şöyle bir yol izliyor; en akıllı kişilerle çalışmak istiyor ve onları kaybetmek istemiyor. Bill Gates bir yazısında ayrılan her elemanın arkasından “niçin ayrıldı, niçin onu tatmin edemedik, nerede hata yaptık” sorularını sorduğunu söylüyor.

Yukarıda vurgusunda bulunduğumuz her alıntı ayrı bir yazının temasını oluşturacaktır ve bu temalarda ayrı yazılar yazarak sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Evet Bill Gates ve Steve Jobs’lu uzun bir girişin ardından çalışan mutluluğu konusuna dönelim.

TARIM, SANAYİ ve BİLGİ TOPLUMU

Günümüzde gelinen noktada kurumlar, şirketler, işverenler çalışanlarının mutluluğuna fazlasıyla önem vermekteler. Yakın geçmişe baktığımızda bunun çok yeni bir durum olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Toplumun geçtiği evreleri düşünelim; Alvin Toffler insan toplumun üç evrimden geçtiğini söyler: Tarım, Sanayi ve Bilgi Toplumu. Tarım toplumundan bilgi toplumuna geçişte insana verilen değer her dönem farklı olmuştur. Eşyayla araçla aynı değerde de görüldü insan, elektrik su, para gibi kullanılıp atılan kaynak gibi de… Bugünse her türlü yatırımın makul görüldüğü bir değer olarak görülüyor insan. Bunun sonucu olarak da insan kaynakları departmanları günümüzde her kurumda kilit öneme sahip birimler oldular.

İŞE GEÇ KALMA LÜKSÜ

İnsan kaynaklarının bu kadar önemli hale gelmesinde acaba hangisi kilit faktör: ‘çalışanların mutluluğu’ mu yoksa ‘kurumların karlılığı’ mı? Belki de her ikisi önemseniyor ne dersiniz? Bunu anlamak için insan kaynaklarına ve uygulamalarda yapılan değişikliklere yakından bakabiliriz. Örneğin çalışanlarını evlerinin kapısından servisle alıp çalışma masalarının başına taşıyan ve aynı şekilde işten alıp evlerine bırakan bir kurumun önceliği çalışanın mutluluğu mu yoksa şirketinin karlılığı mıdır? Servis sisteminin insanların işe geç kalma lüksünü ellerinden nasıl alabiliriz diyerek geliştirilmiş olduğunu düşünmemiz çalışanın mutluluğunu hemen ikinci plana atar. Daha fazla detaylandırmadan şunu düşünelim: “çalışan mutluluğu nasıl sağlanır?”.

MUTLULUK: ÇALIŞMAK ve SEVMEKTİR!

Mutluluğun tek bir tarifi olmadığı gibi çalışanları mutlu etmenin de tek bir yolu yoktur. Zaten tek bir yolu olsa tüm kurumlar bunu yerine getirir ve mutsuz çalışanlar olmazdı. Çalışanları mutlu eden şeyi ararken aslında en başta mutsuz eden şeyi bulmak daha doğru olur gibi geliyor ama buna başka bir yazıda değinelim. Şimdi sorumuza geri dönerek başlarsak, sanki çalışanlar halihazırda mutsuz da biz onları mutlu edecek bir şeyler arıyoruz gibi. Sigmund Freud mutlu insanla ilgili (ruhsal açıdan sağlıklı); “çalışabilen ve sevebilen insan” tanımı getirmiştir. Bu tanımla birlikte çalışmanın doğrudan mutlulukla ilişkili olduğunu görebiliriz.

PERSONEL GÜÇLENDİRME

Çalışanları mutlu etmek adına “empowerment” kavramı bize iyi bir yol gösterici olabilir. Empowerment kavramının Türkçe karşılığı olarak “personel güçlendirme” kullanılmaktadır ve bunu açtığımızda; çalışana güven, çalışanı kabul, işbirliği, çalışanın ihtiyaçlarını giderme, kurum içinde bilgilerin paylaşılması, kararlara katılımın sağlanması, ortaklaşa amaçların belirlenmesi, sorumluluk verilmesi, motivasyon, eğitim ve geliştirme faaliyetlerini görürüz. Ödüllendirmeyi de unutmamak gerek tabi.

ÇALIŞANLARI MUTLU EDEN ŞEY NEDİR?

Sayılanların her biri tek başına çalışanın bireysel motivasyonunda çok olumlu katkılar sağlayabilir ancak bazen tümü sağlanmış olduğu halde tek bir kriterde dahi sorun yaşanıyorsa çalışan için sunulan tüm emek boşa gidebilir. Bu nedenle insan kaynağını iyi tanımak, iyi gözlemlemek ve sonuçları iyi okumak gerekir. Sonuçlardan yola çıkarak personeli güçlendirmeye yönelik yapılan her adım, çalışan tarafından olumlu karşılanıp kabul edilmenin ve destek görmenin hazzını yaşar ve bu da sürece büyük katkılar sağlar.

2007 yılında Kariyer.net’te insan kaynakları uzmanı Ali Rıza Ersoy’la yapılan bir mülakatta kendisine sorulan “çalışanları mutlu eden şey nedir” sorusuna cevabını olduğu gibi aktarıyorum:

ÇALIŞANA İNSAN OLARAK DEĞER VERİLMESİ!

“En kolay ilk madde, çalışana insan olarak değer verilmesi. Bence en önemli nokta bu. “Sen bir insansın, bu şirkette çalışıyor olsan da olmasan da senin bir değerin var”. Bu kadar! İkincisi, insanın çalıştığı yerden mutlu olmasının en önemli şartı, insanın iş tanımının yapılmış olması ve iki tarafın da bu tanım üzerinde mutabık olması. Ona çok bariz, ölçülebilir hedefler verilmesi. Sonra bu hedeflerin -yıllık olabilir, üç aylık olabilir- birlikte oturulup değerlendirilmesi. Ve bu başarının paraya çevrilmesi. Eğer böyle bir sistem koyabiliyorsan başarılı olursun. Birçok çalışanın en büyük mutsuzluğu doğru dürüst bir iş tanımının olmaması. Süreç bazlı organize olmayan şirketlerde en büyük bela budur. Ortaya bir iş atılır, patron Ahmet’in yaptığını zanneder ama yapan Mehmet’tir, sonra ortaya başka biri çıkıp bu işi Mehmet’ten kapmaya çalışır. Bu durumda çalışan oradan oraya savrulur durur, ne onun sorumluluğu, ne değil, kendisinden ne bekleniyor, bunlardan habersizdir.

ASIL OLANIN ÇALIŞANIN NE KADAR PARA KAZANDIĞI!

Mutluluk sağlayan ana noktalar bunlar. Ama yan koşullar olarak her sene çalışan memnuniyeti anketlerinin yapılması, yanlış giden şeylerin tüm şeffaflığıyla açığa çıkarılması ve çevre koşullarının sürekli iyileştirilmesi diğer koşullar. Klima, ışıklandırma ofis dekorasyonu, bahçenin düzenlenmesi gibi yan faktörler de söz konusu. Bunların hepsi ilave mutluluklar ama pastanın üzerindeki güller, süslemeler. Asıl olan çalışanın ne kadar para kazandığı.”

Çalışan mutluluğu konusunda Ali Rıza Ersoy’un söylediklerini tartışmaya başka bir yazıda devam edeceğiz. Bir sonraki yazıya kadar Steve Jobs’un da önerdiği gibi kalbinizin ve sezgilerinizin sesine kulak vererek; aç kalın budala kalın

Şamil Saribaş, Aile ve Çift Terapisti

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s