Çalışanları mutlu eden şey nedir?..

Mutluluğun tek bir tarifi olmadığı gibi çalışanları mutlu etmenin de tek bir yolu yoktur. Zaten tek bir yolu olsa tüm kurumlar bunu yerine getirir ve mutsuz çalışanlar olmazdı. Çalışanları mutlu eden şeyi ararken aslına en başta mutsuz eden şeyi bulmak daha doğru olur gibi geliyor ama buna başka bir yazıda değinelim. Böyle sorduğumuzda sanki çalışanlar halihazırda mutsuz da biz onları mutlu edecek bir şeyler arıyoruz gibi. Yoksa gerçekten öyle mi?

Çalışanları mutlu etmek adına empowerment kavramı aslına bize çok fazla yol gösterici olabilir. Empowerment kavramının Türkçe karşılığı olarak personel güçlendirme kullanılmaktadır ve bunun içini açtığımızda; çalışana güven, çalışanı kabul, işbirliği, ihtiyaçlarını giderme, kurum içinde bilgilerin paylaşılması, kararlara katılımın sağlanması, ortaklaşa amaçların belirlenmesi, sorumluluk verilmesi, motivasyon, eğitim ve geliştirme faaliyetlerini görürüz. Ödüllendirmeyi de unutmamak gerekir tabi.

Sayılanların her biri tek başına çalışanın bireysel motivasyonunda çok olumlu katkılar sağlayabiliyorken tümü sağlanmış olup bir tek kriterde sorun yaşanıyorsa tüm emek boşa gidebilir. Bu yüzden insan kaynağını iyi tanımak ve iyi gözlemlemek, sonuçları iyi okumak gerekir. Sonuçlardan yola çıkarak personeli güçlendirmeye yönelik yapılan her adım çalışan tarafından çok olumlu karşılanıp kabul edilmenin ve destek görmenin hazzını yaşar ve bu da sürece katkı sağlar.

Başlıktaki sorumuza cevap olarak Ali Rıza Ersoy, Kariyer.Net’de yazdığı yazısında çok güzel bir şekilde yer vermiş aslında, yazısının o bölümünü olduğu gibi aktarıyorum:

En kolay ilk madde, çalışana insan olarak değer verilmesi. Bence en önemli nokta bu.
“Sen bir insansın, bu şirkette çalışıyor olsan da olmasan da senin bir değerin var”. Bu kadar!

İkincisi, insanın çalıştığı yerden mutlu olmasının en önemli şartı, insanın iş tanımının yapılmış olması ve iki tarafın da bu tanım üzerinde mutabık olması. Ona çok bariz, ölçülebilir hedefler verilmesi. Sonra bu hedeflerin – yıllık olabilir, üç aylık olabilir – birlikte oturulup değerlendirilmesi. Ve bu başarının paraya çevrilmesi.

Eğer böyle bir sistem koyabiliyorsan başarılı olursun. Birçok çalışanın en büyük mutsuzluğu doğru dürüst bir iş tanımının olmaması. Süreç bazlı organize olmayan şirketlerde en büyük bela budur. Ortaya bir iş atılır, patron Ahmet’in yaptığını zanneder ama yapan Mehmet’tir, sonra ortaya başka biri çıkıp bu işi Mehmet’ten kapmaya çalışır. Bu durumda çalışan oradan oraya savrulur durur, ne onun sorumluluğu, ne değil, kendisinden ne bekleniyor, bunlardan habersizdir.

Mutluluk sağlayan ana noktalar bunlar. Ama yan koşullar olarak her sene çalışan memnuniyeti anketlerinin yapılması, yanlış giden şeylerin tüm şeffaflığıyla açığa çıkarılması ve çevre koşullarının sürekli iyileştirilmesi diğer koşullar. Klima, ışıklandırma ofis dekorasyonu, bahçenin düzenlenmesi gibi yan faktörler de söz konusu. Bunların hepsi ilave mutluluklar ama pastanın üzerindeki güller, süslemeler.

Asıl olan çalışanın ne kadar para kazandığı.

Evet fazla söze gerek yok çalışanın kazandığı para onu tatmin ediyorsa mutludur diyebiliriz gibi beylik bir sözümün olamaz ama en azında mutlu olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurabiliriz. Bir söz ve istatistikle yazımı sonlandırıcam. Söz Könfüçyüs’e ait: “Sevdiğiniz bir işi meslek olarak seçerseniz bir gün dahi çalışmış olmazsınız.” İstatistik ise insanların işlerine bakışlarıyla ilgili: Yapılan bir araştırmaya göre insanların %85′i para kaygısı olmasa (geçim sıkıntısı) bile işe giderim, çalışırım düşüncesindeymiş. Siz ömrünüzün bugününe kadar kaç günü çalıştınız ya da çalıştınız mı ve para kaygınız olmasa gerçekten sizde çalışır mıydınız?