Pazar akşamı, okulumuz tiyatro kulübü öğrencilerinin tiyatro usta öğreticisi Emre Turhan liderliğinde ve Türkçe bölüm başkanı Sibel Sivri’nin desteğiyle hazırladıkları, William Shakespeare’in ünlü eseri Venedik Taciri adlı oyununu izledik. Oyunu izlerken tüm duygularımın teker teker birer anlama büründüğünü izledim bir yandan. Diyaloglar o kadar doluydu ki anlamlarını muhakeme etme çabasından çoğu kez oyunu kaçırdığımı fark ettim ve çoğu kez de öğrencilerimizin sergilediği müthiş oyunculuk performansının fonunda söyledikleri replikleri…
Oyun tam olarak 3 saat sürdü. İyi ki de gitmişim dediğim bir etkinlik oldu ve tabi asıl gitme nedenimiz öğrencilerimizin ve mesai arkadaşlarımızın bir yıl boyunca bin bir emekle hazırlandıkları ve ortaya harika bir ürün çıkacağından şüphemizin olmadığı bu gösteride onları yalnız bırakmamaktı ki öyle de oldu diye düşünüyorum. Öğrencisi, velisi, öğrenci kardeşleri, öğretmeni, öğretmen yakınları, çocukları okul yöneticileri ve daha fazlası ile Enka, Pazar akşamı AKM’de idi.
Oyunun sonunda herkesi duygulandıran konuşmalar yapıldı ancak bunlardan beni en çok etkileyen ve çok değil ertesi günün sabahı hayatımdaki anlamını daha bir derin biçimde kazıyan sevgili Emre’nin konuşmasıydı. Emre, Queen‘i hatırlatarak “Show must go on” dedi Emre ve gözler Özge’ye çevrildi hepimizin gözleri doldu Emre daha fazla konuşamadı ve sözü Özge’ye bıraktı. Özge’nin acısı büyüktü geçtiğimiz hafta annesini kaybetmiştik. Özgeyi dün gece, Nerissa karakterinde izledik ve performansıyla hepimizi hayran bıraktı diyebilirim. Özge “ne yaşıyorsam yaşıyım bu bir oyun ve ben onu yapmalıyım ve bunun için de buradaydım” dedi. Bu olgunluğu kaçımız gösterebiliyoruz hayatta? Oyunu kuralına göre oynuyor muyuz yoksa oyunbozancılık yapıp çıkıyor muyuz oyundan?
Show must go on (gösteri devam etmeli) sözünü birçok kez duymama rağmen dün akşam ilk defa bu kadar geldi bana ve daha bu sabah yine bir öğrencimizin annesinin vefat haberini aldık. Duyduğum anda öğrencim aklıma geldi, sonrasında Özge ve sonrasında “show must go on”…
Oyun bir kere daha sahne alıyordu ve aynı sahne tüm ihtişamıyla oynanması gerekiyordu sadece oyuncular değişikti. Evet gösteri devam etmeli ama nasıl? Kolay mı? Zorluğunu düşünme hakkımız yok belki de gösteriye kendi isteğimizle çıkmadık ama sonuna kadar kendi isteğimizle kalmamız gerekiyor işte tam olarak bu yüzden neden yerine nasıl sorusunu sormalıyız kendimize. Neden sorusunun cevabı yolumuzu açmaz ancak nasıl sorusunun cevabı yolumuzu aydınlatabilir.
Ölüm doğumumuzla birlikte savaşmaya başladığımız paradoksal bir süreç. Bu süreci Schopenhauer şöyle özetliyor; “Ölüme rağmen hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.” Ne kadar ince bir temsil değil mi?
Daha fazla uzatmadan son söz olarak başlıkta olduğu gibi show must go on – gösteri devam etmeli diyorum.
ve geceye ait bir kare…

Soldan sırayla Aykut, Can, Berkay, Özge, Melike, Berfin, Başak, arkasında Emre, yanında Eray, Göksu, Merve, arkalarında Mert, Ferhat, Onur, Onur’un önünde Sefer, Selin, Serra ve Belemir…