Albert Camus yaşama ilişkin şunları söylemiştir: “Ölümle biten yaşam saçmadır. Peki o halde saçma dünyada insan niçin yaşar? Alışkanlık dolayısıyla mı yoksa yaşamayı seçtiği için mi?”
Sahi biz niçin yaşıyoruz? Soruyu birden sorunca ben de bir kötü oldum. Acaba kaçımız kendimize bu soruyu sorduk ve kaçımızın bu soruya net bir cevabı var diye merak içindeyim. İnsan ne ile yaşar, nasıl yaşar gibi sorular da yanında bonus olarak sunulabilir tabi. Okumaya devam etmeden önce kendinize şunu sormanızı ve bir süre düşünmenizi öneriyorum: “Ben niçin yaşıyorum?”
Niçin yaşadığımızı bulabilmemiz için önce yaşamın ne olduğu konusunda ortak bir tanımda buluşalım istiyorum ve bunun için de TDK’nin tanımını aynen alıyorum: “Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat.” Öyleyse A (doğum) noktası ile B (ölüm) noktası arasındaki uzaklık biçimine “yaşam” diyoruz. Böyle deyince o zaman sabah yediğimiz yumurtanın sade mi yoksa peynirli mi olmasının da ne önemi kalıyor ki diye düşünebiliriz ve zaten düşünelim de. “Yaşam analiz edilecek bir şey değil, sadece yaşanacak bir şeydir” diyor Oktay Şılar. Rejoice’dan esinlenerek bir slogan üretip “Yaşa ve Öl” diyebiliriz ve sanki her gün biraz daha ölmek için yaşıyoruz.
Ölmek için mi yaşıyoruz, hayır tabi ki. Ölmemek için yaşıyoruz, çabalıyoruz ama öleceğiz. Tekrar Camus’e dönersek ölümle biten yaşam saçmaysa neden çabalıyoruz? Schopenhauer, “Ölüme rağmen hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.” demiştir. Sabun köpüğünün patlayacağını bildiğimiz halde hangi nedenle/arzuyla üflüyorsak benzer gerekçelerle yaşamımıza özenle devam ediyoruz (tabi libidinal enerjimiz sağlıklı olduğu müddetçe) yani çok özel nedenlerimiz yok.
Alışkanlık mı yoksa seçim mi? Bana göre seçim daha baskın bir neden gibi görünüyor. Yaşamayı ölmeye seçmiş bir şekilde yaşıyoruz. Bebeklik ve çocukluktan getirdiğimiz alışkanlıklar mutlaka vardır ve bunları tekrar tekrar yaşamak, mutlu olmak için de yaşıyoruzdur ancak bunu yaşamımızın salt nedeni olarak açıklamak çok doğru olmaz sanırım. Tam da bu noktada sorumuzun cevabı mutlu olmak için yaşıyoruz olabilir. Peki nedir mutlu olmak için yaptıklarımız ve yapacaklarımız?
Yaşamımızdaki mutluluklar aslında anne karnında yaşadığımız mutluluğun/hazzın sadece birer kopyaları. Varoluşumuzun başlangıcındaki hiçbir şeye ihtiyaç duymama durumumuzdan koptuktan sonra her zaman “belki bir gün” diyerek mutluluğu aradık, durduk ve aynı döngüyle ara/yaşa-yışımıza devam edeceğiz. Kendimizi mutsuz hissettiğimiz zamanlarda kendimizi yatakta dizlerimizi karnımıza çekmiş iki büklüm kıvrılmış yatar (cenin pozisyonunda) bulabiliriz. Çok açık mutlu olmak istiyoruzdur ve beynimiz çok iyi biliyordur ki en mutlu olduğumuz dönemde uzunca süre bu pozisyonda yaşamışızdır. Belki aynı şekle dönersek yine “eskisi” gibi mutlu olabiliriz diye bilinçaltı süreçlerde düşünür ve yaşarız, ne kadar basit, ilkel ve de çocuksu değil mi?
Camus’le başladık onla bitirelim. Camus “umutsuzlukla yola başlamak umutsuzca yaşamayı gerektirmez” diyor ve ekliyor. “Mademki yaşıyoruz, yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya bakmalıyız. Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir” diyor.
Mutluluğun peşinde, sevgiyle kalmanız ve yaşamanız dileğiyle.