Sonra yapacağım, soracağım demişim ‘Adanız var mı?…‘ sonunda. Çok sonra oldu ama oldu. Buyrun…
Can Dündar’ın yeni yıla girerken sorularının daha okkalı olabilmesi adına kullandığı harika bir metafor ‘ada’ yazısı. Travmaya, acıya, aşka, arkadaşlığa, dostluğa, aileye, hayata ve daha bir çok şeye göndermede bulunuyor Dündar. Kuşların kendilerini okyanusun dev dalgalarına bırakmaları ‘intihar’ olarak gözlemleniyor, kaydediliyor araştırmada. Bence bu bir intihar değil. Daha doğrusu bu durumu intihar olarak paketleyip kenara koymak yanlış. Böyle yapacaksak da hayvan canlılarının intihar davranışına yönelik bir şeyler söyler olmalıyız. Araştırmadan da öğreniyoruz ki oradaki adanın yok oluşu sonrası ‘binlerce yıllık’ öğrenmenin ürünü ‘okyanus dinlenme tesisleri’ de yok olmuş ve kuşlar da ne yapacağını bilmez bir biçimde ‘sakal-tükürük-bıyık’ üçlemesinde kendilerini okyanusa bırakıyorlar, adeta bir tören havasında. Tören diyorum çünkü bu durum da yıllardır gözleniyormuş ve artık gelenek-sel bir tarafı da oluşmuş görünmekte ve muhtemel ki sonraki kuşaklar da bunun bir ayin olduğu düşüncesiyle günü (göç) geldiğinde kendisini yok olan adanın üzerindeyken törensel sesleri çıkarıp sulara bırakmak konusunda en ufak bir tereddüt etmeyeceklerdir, değil mi?
Dündar sizin adanız oldu mu diyor?
Bu sorudaki ada bana nedense Çağan Irmağın Ada’sını hatırlatıyor ve içimde bir yerlerde aşk’a gönderme yapıyor. Ve bu bağlamda ‘ada’: sevgili, arkadaş, dost, anne ve aşk olarak tanımlar buluyor. Bu tanımlarla doldurduğumuzda adanın içini Dündar’ın sizin adanız oldu musuna cevabınız ne olur?
İkinci sorusu bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?
Haydaa bu da nerden çıktı şimdi? Adayı biz mi yaratacağız? Hem de ulaşmak sığınmak için başımızın döndüğü, dengemizi yitirmecesine çabaladığımız bir ada. Ada dediğin böyle mi olmalıdır yoksa bizim omnipotan fantezilerimizin ürününe mi koşuyoruzdur da bu tanım peşindeyizdir. Düştüğümüzde ‘anne!’ deriz, anneye koşarız, anneye ağlarız ve ağlarsa anamız ağlar gerisi yalan ağlar. O zaman adamız aynı zamanda anamız olabilir mi ya da anamız, adamız da olamaz mı, oluyor mudur? Peki sevgili, dost, arkadaş bunun neresinde? Ada dediğimiz aslında bir takımada da anne, arkadaş, dost, sevgili, kardeş onlar da farklı büyüklükte, sıcaklıkta, serinlikte, doyuruculukta başka başkalar mı? Dündar’ın bağlamıyla ele alarak düşündüğümüzde anneyi bir tarafa bırakabiliriz çünkü anne bizim yarattığımız bir ada değil diyecekken aklıma ‘bağlanma’ geliyor ve ayrışamamışsa-k ada olarak pekala annemizi yaratabiliriz hatta yanımıza üç şey falan da almamıza gerek falan kalmaz. Neyse ayrış-a-mamış olanların adasını-anasını bir tarafa bırakıp kendi yarattığımız adalara dönelim, onların başını eş-sevgili, arkadaş-dost, kardeş-kuzen ikilileri oluşturuyor sanırım. Siz bunlardan hangilerine/hangisine yaptınız yatırımınızı ve hangisine ulaşmak için dengenizi yitirecek kadar çırpınırsınız ya da Dündar’ın sorduğu gibi var mı böyle yarattığınız bir adanız?
Üçüncü soru: Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?
Amaç denilince aklıma Andy Dufresne (Shawshank Redemption) gelir. İnancı, kararlılığı, hayatı/olayları ele alışı ve yaşayışıyla örnek alınası bir karakter. Amaç konusuna çok giremeyeceğim çünkü bu ada konusunun dışına çıkıyor fakat soruyu desteklemek adına şunları konuşabiliriz/düşünebiliriz: Yaşamın amacı nedir? Sizi ne mutlu eder? 1 hafta sonra öleceğinizi bilseniz neyi yapmadan/görmeden/bilmeden ölmek size koyar-dı? düşünelim.
Ve son soru: Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde? Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?
Kaç ada var ve kaç tane ada yaratmışsınız kendinize? Burada eklemede bulunduğu sizi bulan adalar da var. Aranan mı arayan mısınız? düşünün mü demek istiyor acaba. En son ne zaman arandınız, ihtiyaç duyuldunuz? Peki en son neye/kime ihtiyaç duydunuz ve nasıl ulaştınız (mı?) ihtiyacınıza? Yaşamınızın kaçıncı yılında, hangi sahnesinde olursanız olun bu yazı içindeki sorularla bir durum analizi yapabiliriz sanırım. Ama bu soruları kendi kendimize sorduğumuza beynimizin bize kazık atma ihtimalini göz önünde bulundurarak ötekiyle bir üçüncüyle bu sorgulamayı yapmak daha doğru veriler sunacaktır bize. Her ne kadar böylesi daha sancılı ve acı verici olacak olsa da.
Önemli olan adanın varlığı, çokluğu, yokluğu, niteliği, niceliği, kimliği, kimsesizliği değil bence; önemli olan adadan ne anladığımızdır…