Çok fazla yalan söylüyor hocam!
Odasını sürekli dağınık tutar ve asla kendisi toplamaz hep ben toplarım!
Ödevlerini bir gün düzenli yapsa, ah nerde!
Bu çocuğun aklı bir karış havada!
O kadar uyarıyorum, konuşma diyorum anlamıyor!
Kime çekmiş ki bu acaba!
Bir günü bir gününe uymuyor!
Şimdiki gençler bir acayip!
Ne olacak bu gençlerin hali!
Düzenli ders çalışma alışkanlığını bir türlü kazanamadı!
Defterini sürekli evde unutur ya da ödevini eksik yapar!
Bizim zamanımızda büyüklere saygı gösterilirdi, saygı!
Ben böyle çocuk görmedim!
…
..
.
Bunların daha birçok farklı versiyonunu ebeveynlerden, eğitimcilerden, yetişkinlerden kısacası toplumun her kesiminden bir şekilde duyabiliyoruz (not: bu ifadelerden uzak duran kesimden bu yazıda bahsedilmemektedir). Neden duyuyoruz acaba bu sitemleri? İnsan canlısının davranışlarının nedenleri üzerine çok düşündüğümüzden mi oluyor bunlar yoksa tam tersinin sonuçları mıdır bu durum?
Eğitim dendiğinde ilk aklımıza gelen şeyler; eğitim ailede başlar, okulda devam eder, ağaç yaşken eğilir, öğrenmenin yaşı yoktur… Akademik bir tanım yapacak olursak, eğitim; bireyde, kendi yaşantısı yoluyla, istendik yönde davranış değişikliği meydana getirme çabasıdır diyebiliriz sanırım. Davranış değişikliği, istediğimiz ve beklediğimiz. Birey ve davranış değişikliği… Birey olma çabası içindeki bir insan canlısından bahsediyoruz, 14 yaşında olduğunu düşünelim, ergenliğinin tam ortasında, olmaya çalışırken, olurken, bir yandan bizlerle uğraşıyor(oldurma çabalarımızla), uğraşmak zorunda(okul, ev, çevre-mecburi ortak alanlar) kalıyor.
Onu anlayabiliyor muyuz? Anlaşıldığını hissettirebiliyor muyuz? Bize kendisini anlatıyor mu? Anlatmasına izin veriyor muyuz? Empati denilen gözlükle aramız nasıl acaba? Ben senin yaşındaykenle başlayan cümlelerimizin sayısını bilebiliyor muyuz?
Tekrar birey-davranış döngüsüne dönecek olursak, birey olma yolunda ilerlerken her davranışını topluma -bize- göre yeniden yazması gereken bir stajyer bireyin ne yaşadığını nasıl bilebiliyoruz? Bizde aynı yollardan geçtik diyebiliyoruz hazırcevap bir biçimde. Kaçımız o yollarda ne hissettiğimizi hatırlıyor ve hatırlama çabası içine giriyoruz ki?
Bu yazının özünü Sigmund Freud şöyle veriyor:
Çocuğun ruhsal yaşamına girebilen kimse eğitici olabilir;
biz büyükler kendi çocukluğumuzu anlayamaz duruma
geldiğimiz için çocukları da artık anlayamamaktayız.
Kendi çocukluğumuzu anlamaya çalışanlardan olmamız dileğiyle…